www.TRART.org'a Hoşgeldin

Merhaba. Burası bir çok özelliğe sahip gelişmiş bir site/forum sistemi ile kurulmuş bir sanat sitesi. Faydalanabileceğin bolca döküman ve iletişime girebileceğin bir çok kullanıcı var. Kurgusal çizim sanatları ile veya kurgusal hikayeler ile ilgiliysen ya da bununla ilgilenen kişilerin kaleminden çıkan çalışmalara göz atmak istiyorsan daha fazla bekleme!

Duyuruyu Kapat
Aziz Can Binen'in kaleminden "re:Nemesis mangası TRART Online Oku da yayınlandı! Okumak için TIKLAYIN
Duyuruyu Kapat
"MCW"(Manga-Comics-Webtoon) Çizim ekipleri neredeyse tamam! Başvuru için son hafta! Projeye göz atmak ve başvuruda bulunmak için TIKLAYIN
×

Bu Sayfayı Paylaş

  1. Kitano Seiichiro

    Kitano Seiichiro Kitoş


    Katılım:
    7 Eylül 2015
    İleti:
    37
    Alınan Beğeniler:
    78
    Ödül Puanları:
    25
    Cinsiyet:
    Erkek
    Meslek:
    Tecrübeli Öğrenci
    Şehir:
    Balıkesir
    [​IMG]

    Arkadaşlar yeni bir yazım etkiliğinliği ile karşınızdayım.Etkiliğimizin adı "Devamı Sende ! " Etkinliğimiz içimizden birinin başlattığı hikayeyi sırayla devam ettirip bir sona kavuşturmak şeklinde olacaktır.
    Kurallar
    1)Her katılımcı 1000 kelimeden az 2000 kelimeden fazla olmayacak şekilde yazacaktır.

    2)Yazım sırası kura ile belirlenecektir.

    3)Sıra devir ettikten itibaren yazım süresi 48 saattir.Bu sürede yazmayan kişi sırasını devir eder ve etkinlik dışı kalır.(Önceden bildirilmek şartıyla sıra 1defayamahsus ertelenebilir.)

    4)Hikayede mantık dışı olaylar kullanılmayacak, hikaye çıkmaza sokulmayacak ve olay akışına sadık kalınacaktır.

    5)Argo ve küfür kullanılmayacak.


    Herkese iyi eğlenceler :D5f02ecd:



    Etkinliğimize katılmak isteyenlerin 07.07.2017 tarihine kadar "Senaryolar ve Hikayeler" adlı gruptaki gönderinin altına "Katılmak istiyorum" yazmaları yeterlidir.
    Etkinlik ile her türlü sorunuz için @Kitano Seiichiro ve ya @Eostre ulaşabilirsiniz.
     
    Selinsart ve Eostre bunu beğendi.
  2. Eostre

    Eostre Moderatör Moderatör


    Katılım:
    25 Temmuz 2015
    İleti:
    215
    Alınan Beğeniler:
    952
    Ödül Puanları:
    630
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    öğrenci
    Şehir:
    istanbul
    Açıkçası bir yazar değilim , ama elimden gelen desteği veririm :D5f02ecd: umarım katılım olur , sonunda da güzel bir hikaye tatmış oluruz :Th 059:
     
  3. WookiePie

    WookiePie Who Cares?


    Katılım:
    17 Eylül 2015
    İleti:
    56
    Alınan Beğeniler:
    103
    Ödül Puanları:
    250
    Cinsiyet:
    Erkek
    Şehir:
    Balıkesir
    Katılmaya çalışmayı düşünürüm. :saskin:
     
  4. karanlık

    karanlık Zaman ve kader ikiside insana karşıdır.


    Katılım:
    31 Temmuz 2015
    İleti:
    97
    Alınan Beğeniler:
    134
    Ödül Puanları:
    160
    Cinsiyet:
    Erkek
    Yapalım
     
  5. omega48

    omega48 Papatyalar öldükten sonra kokar...


    Katılım:
    16 Haziran 2016
    İleti:
    24
    Alınan Beğeniler:
    91
    Ödül Puanları:
    80
    Cinsiyet:
    Bayan
    düşünüyorum tabii ki :047::048:
     
  6. Kitano Seiichiro

    Kitano Seiichiro Kitoş


    Katılım:
    7 Eylül 2015
    İleti:
    37
    Alınan Beğeniler:
    78
    Ödül Puanları:
    25
    Cinsiyet:
    Erkek
    Meslek:
    Tecrübeli Öğrenci
    Şehir:
    Balıkesir
    [​IMG]

    Arkadaşlar yeni bir yazım etkiliğinliği ile karşınızdayım.Etkiliğimizin adı "Devamı Sende ! " Etkinliğimiz içimizden birinin başlattığı hikayeyi sırayla devam ettirip bir sona kavuşturmak şeklinde olacaktır.
    Kurallar
    1)Her katılımcı 1000 kelimeden az 2000 kelimeden fazla olmayacak şekilde yazacaktır.

    2)Yazım sırası kura ile belirlenecektir.

    3)Sıra devir ettikten itibaren yazım süresi 48 saattir.Bu sürede yazmayan kişi sırasını devir eder ve etkinlik dışı kalır.(Önceden bildirilmek şartıyla sıra 1defayamahsus ertelenebilir.)

    4)Hikayede mantık dışı olaylar kullanılmayacak, hikaye çıkmaza sokulmayacak ve olay akışına sadık kalınacaktır.

    5)Argo ve küfür kullanılmayacak.


    Etkinliğimize katılmak isteyenlerin 07.07.2017 tarihine kadar Linkleri görebilmek için Giriş yapmalı veya TRART'a Üye olmalısınız. adlı gruptaki gönderinin altına "Katılmak istiyorum" yazmaları yeterlidir.
    Etkinlik ile her türlü sorunuz için @Kitano Seiichiro ve ya @Eostre ulaşabilirsiniz.
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 9 Temmuz 2017
  7. yozora

    yozora çizer Moderatör


    Katılım:
    30 Temmuz 2015
    İleti:
    158
    Alınan Beğeniler:
    943
    Ödül Puanları:
    215
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    öğrenci
    Şehir:
    izmir
    Katılmak istiyorum
     
  8. tulpar

    tulpar Yeni Üye


    Katılım:
    7 Nisan 2017
    İleti:
    7
    Alınan Beğeniler:
    6
    Ödül Puanları:
    5
    Cinsiyet:
    Erkek
    iyi fikir şansımı denemek istiyorum (:
     
  9. AzizCanBinen

    AzizCanBinen acb Çizer


    Katılım:
    24 Haziran 2015
    İleti:
    173
    Alınan Beğeniler:
    1,520
    Ödül Puanları:
    1,075
    Cinsiyet:
    Erkek
    Şehir:
    Adana
    katılmak istiyorum
     
  10. Meliha Keskin

    Meliha Keskin Yume-hime


    Katılım:
    29 Haziran 2015
    İleti:
    40
    Kütüphane:
    1
    Alınan Beğeniler:
    247
    Ödül Puanları:
    225
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    hayalci :)
    Şehir:
    Trabzon
    katılmak istiyorum :)
     
  11. melismelis

    melismelis Yeni Üye


    Katılım:
    1 Temmuz 2017
    İleti:
    3
    Alınan Beğeniler:
    19
    Ödül Puanları:
    15
    Cinsiyet:
    Bayan
    katılmak istiyorum. şimdi olmuştur umarım '-'
     
  12. Kitano Seiichiro

    Kitano Seiichiro Kitoş


    Katılım:
    7 Eylül 2015
    İleti:
    37
    Alınan Beğeniler:
    78
    Ödül Puanları:
    25
    Cinsiyet:
    Erkek
    Meslek:
    Tecrübeli Öğrenci
    Şehir:
    Balıkesir
    :D5f02ecd:
     
  13. Kitano Seiichiro

    Kitano Seiichiro Kitoş


    Katılım:
    7 Eylül 2015
    İleti:
    37
    Alınan Beğeniler:
    78
    Ödül Puanları:
    25
    Cinsiyet:
    Erkek
    Meslek:
    Tecrübeli Öğrenci
    Şehir:
    Balıkesir
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 13 Temmuz 2017
  14. AzizCanBinen

    AzizCanBinen acb Çizer


    Katılım:
    24 Haziran 2015
    İleti:
    173
    Alınan Beğeniler:
    1,520
    Ödül Puanları:
    1,075
    Cinsiyet:
    Erkek
    Şehir:
    Adana
    Gecenin ileri vakitleri. Tuz, balık, baharat, parfüm kokan bir Liman şehri. Ulu Dağ’a uzanan şehirde, taş, ahşaptan farklı büyüklük ve tarzda yapılmış evler birbirine girmiş, karmaşık bir uyum oluşturmuştu. Dolunay tüm şehirle birlikte denizi de aydınlatıyordu. Bu sessiz gecede denizin kıyısında, kayıkların arasında birisini dolanıyordu. Peleriniyle yüzü örtülmüş. Bir suç işlemiş de kaçıyormuş gibi dikkatli. Onun bu halini gören birisi onu bir katil sanabilirdi. Oysa az önce gizlice seyahat ettiği yolcu gemisinden inmişti. Tayfalara yakalanmamak için bu kadar dikkat ediyordu. Limanı arkasında bırakıp, kahkaha ve müzik seslerinin her yeri doldurduğu hanlar sokağına girdiğinde, pelerini çıkarıp omzunda taşıdığı heybesine koydu. Oldukça düzgün yüz hatları vardı. Fakat koyu yeşil buğulu gözleri ona şair havası veriyordu. Pelerinsiz haliyle bir katilden çok oldukça güvenilir bir adama benziyordu.
    Hanlar sokağının kesme renkli büyük taşlardan yapılma yolunu adımlarken, birbirlerine oldukça güçlü bir sesle tehditler savuran iki kara sokak kedisi gördü. Parlak siyah tüylü yeşil gözlü kocaman kedilerdi. Birisi diğerinden daha zayıf gibiydi. İri hantal adamlardan pek hoşlanmazdı bu yüzden sıska kediye birkaç tavsiye verdi. Onları kavgalarıyla baş başa bırakıp biraz rahatlayabileceği bir han aramaya başladı. Şehrin en olaylı, şen şakrar sokağıydı burası. Bakınıyordu. Sonunda balkonundan leylak öbekleri sarkan iki katlı taş bir hana girdi. Leylak kokusunu ve mor rengini severdi. Renkleri, kokuları, melodileri takip ederdi. Bir çeşit batıl inanç gibi onu aradığı şeye ulaştıracaklarını düşünüyordu. Müşterilerinin süslü kıyafetlerinden, mutfaktan gelen güzel kokulardan anlaşıldığına göre burası kalburüstü bir handı. Üzerinde tek kuruş para yoktu. Bu onun için sıkıntı değildi, nasılsa hiç para vermeden yemek yiyecek hatta kalacak bir yerde bulacaktı. Bunca zamandır parasız geziyordu ve hiçbir zaman paraya ihtiyaç duymayacaktı.
    Herkesi görebileceği biraz kuytu bir köşeye geçip oturdu ve hanı seyretmeye başladı. Birazdan simsiyah saçlı mor kıyafetleriyle oldukça güzel görünen han kızı gelip ne istediğini sordu. Han kızları hep güzel olurdu zaten. Balık istedi. Gittiği şehirlerde hep oranın favorisi olan yemeği yerdi ilk olarak. Balığı masasına gelene dek müşterileri incelemeye karar verdi. Tahmin ettiği gibi kalburüstü insanlarla doluydu. Onun deyimiyle –cepleri dolgun akılları boş- insan sürüsü. Endişe etmesine gerek yoktu işi oldukça kolay olacaktı. Daha masasına konmadan kokusuyla iştahını kabartan balığı afiyetle midesine indirdi. Balıkla gelen içki oldukça hoştu. Mor rengine olan sevgisine bir kez daha teşekkür etti.
    Kimsenin dikkatini çekmeyecek köşesinden herkesin dikkatini çekecek bir masaya geçti. Uzun siyah gür saçlarını garip desenleri olan uzun ve enli bir kumaşla toplamıştı. Çok fazla yapılı olmayan ama asla cılız denmeyecek vücudu, esmer teni, oldukça zarif elleri, yakışıklı yüzü, saçlarını toplanmasıyla ortaya çıkan alnındaki yara iziyle bir yabancı olduğu ilk bakışta hemen fark ediliyordu. Oldukça dikkat çekici bir yabancı. Sesini çok fazla yükseltmesine ya da masanın üzerine çıkmasına gerek yoktu herkesin dikkatini çekmesi için. “Hanımlar ve beyefendiler” diye söze girdi. “Hanımlar ve beyefendiler ben bir seyyahım. Albatros deler bana, müsaadenizle size bir hikâye anlatacağım” diyerek devam etti. İnsanlar asla hikâye anlatılmasına itiraz etmezdi, hayat hikâyelerden ibaret değil miydi zaten. Önemli olan hikâyenizi en güzel şekilde sunmaktı. Sonrası kolaydı insanlar doğru olup olmadığını önemsemeksizin size kulak verecekler hatta can kulağıyla dinleyip inanacaklardı. Hikâyeler dilden dökülene kadar ölüdürler, bir kez anlatıldıklarında ise sonsuza kadar can bulurlar. Bu genç adam tabi ki kendi gerçek hikâyesini anlatmıyordu, kimseye anlatacak kadar güvenemezdi. Hikâyelerini gerçek hayatından esinlenerek anlatıyordu ama asla gerçeği anlatmıyordu hiçbir zaman risk alamazdı.
    Ejderhalar ile ilgili hikâyesini bitirdiğinde herkesin nutku tutulmuştu. Şehirlerin dillerinde dolanan bu varlıkların gerçek olup olmadığını doğal olarak herkes merak ediyordu, belki bazıları gerçek olmalarını kalpten diliyordu. Bu yüzden genç seyyahın hikâyesi nefes kesmişti her zamanki gibi. Müşteriler seyyahın etrafını kuşatmış soru yağmuruna tutuyorlardı şimdi. Normalde bu vakitlerde hanını çoktan kapatan hancı ise halinden oldukça memnundu. Seyyahın hesabı ise onu evinde misafir etmeye gönüllü bir baharat tüccarı tarafından çoktan ödenmişti.
    Güneşin ilk ışıkları şehri aydınlatmaya başladığında çıktılar handan. Sokaklarda ki meşaleler söndürülmüştü. Denizden gelen oldukça güzel bir esinti vardı. Seyyahın karnı toktu. Kalacak yer de ayarlamıştı hikâyeleriyle eğlenmiş ve eğlendirmişti. Şimdi ihtiyaç duyduğu sıcak su ve yumuşak bir yataktı. Tabi bunlardan önce defterini yazmalıydı. Her zaman yazardı. Baharat tüccarının evi şehrin tepesine Ulu Dağ’a yakın bir yerdeydi. Biraz fazla yürümeleri gerekecekti ama bu Seyyah için sorun değildi şehirleri en iyi arşınlayarak öğreneceğini bilirdi. Çok dikkatli bakmasına rağmen aradığını hala görememişti. Tüccara buralarda bir şifacının yaşayıp yaşamadığını sordu. Oldukça yaşlı ve yaşı kadar eski namı olan bir şifacıyı arıyordu. Tüccar öyle bir şifacının olduğunu ama üç yıl önce öldüğünü söylediğinde çok fazla şaşırmadı. Bir şehirde bir şifacı yaşıyor olsaydı sokak hayvanlarında bitkilerde ve insanlarda o şifacının izini görebilirdiniz. Oysa bu şehrin şifadan mahrum kaldığı sokak hayvanlarının zavallı hallerinden belli oluyordu. Bu durum canını sıktı fakat şimdilik düşünmeyecekti bu yarının işiydi önce dinlenmeliydi.
    Tüccar üç katlı görkemli bir evin kapısında durduğunda mor rengine ikinci kez teşekkür etti. Ona çatı katında hoş bir misafir odası verdiler. Tüccar ondan evinde misafir olmasını ve eve çağıracağı dostlarına hikâyeler anlatmasını dilemişti. Onun için güzel bir teklifti. Şehri tanıması için ve izler toplayabilmesi için zaten bir süre burada kalması gerekecekti.
    Hizmetliler onun için sıcak ve güzel kokulu bir su hazırlamışlardı. Günlerdir kaçak olarak bir gemide yolculuk yaptığından bu oldukça hoş bir lükstü onun için. Yine de fazla oyalanmadı zihni netken defterini yazmak istiyordu. Kuş tüyü yatağına geçti. Güzel kumaştan yapılan temiz kıyafetler getirmişlerdi onun için. Uzun elbiseye benzeyen yerel bir gecelikti bu biraz komikti ama oldukça rahattı. Heybesinin en güvenli kısmından gece rengi bir kese çıkardı. İçinden minik cam bir şişe içinde yine gece kadar koyu lacivert mürekkep ve zarif bir kamışı yatağın üzerine koydu. Heybesinin gözünden çok fazla büyük olmayan kahve özek kâğıttan yapılmış biraz şişko bir iple sarılarak kapatılan defterini aldı. Defterine bir isim vermemişti ama yolculuğunda onun için en önemli olan şey bu defterdi.
    Kamışın mürekkebe boyanmasını, kâğıtta cızırtılar çıkararak harfleri ortaya çıkarmasını çok seviyordu. Gemiden inip yatağa girene kadar her şeyi yazdı. Şehrin ilk izlenimlerini, insanların özelliklerini dikkatini çeken her ayrıntıyı -ki bu bayağı fazlaydı- yazdı. Şifacının ölmüş olması ise yazdığı en önemli bilgiydi. Yazmak düşündüğünden fazla sürmüştü. Güneş artık şehrin tepesindeydi. Mürekkebi, kamışı, defteri yerine koydu. Rahat yatağa iyice yayıldı. Bedeni fazlasıyla yorgundu. Gözlerini kapattı ve kendini uzun bir uykunun kollarına bıraktı.
    Ertesi günün sabahına uyandığında hiç şaşırmadı. Kendini iyi biliyordu. Kimsenin onu rahatsız etmemesine sevinmişti. Odaya bırakılan temizlenmiş kıyafetlerini giydi. Bol bir altlık bol iç cepleri olan garip yumuşak kesimli kat kat bir üstlük. Saçlarını bağladığı kumaş. Hepsi buralara hatta birçok şehre oldukça yabancı desenlerden ve kumaştan yapılmıştı. Üzerini giyip en alt kata indiğinde. Hizmetliler tüccarın çoktan işi için çıktığını söylediler. Her ne kadar kahvaltı için ısrar edilse de sadece bir bardak süt içerek evden çıktı. Şifacının yerini bulması gerekliydi. Ölmüş olsa bile belki bir şeyler bulabilirdi. Şifacının yerini bulmakta pek zorlanmadı. Gece tüccardan yakınlarda olduğunu öğrenmişti zaten. İki katlı ahşap ve sahibinin öldüğünü çok belli eden bir evdi şifacının evi. Kapıyı hizmetli bir kız açtı, içeriden müzik sesi geliyordu. Seyyah içeri girdi. İçeride berbat bir eğlence vardı. Yanına aptal olduğu üzerinden akan orta yaşlarında bir adam geldi. Şifacının oğluydu bu. İlk gördüğünde anlamıştı zaten. Neden zeki insanların çocuklarının genelde hep bu kadar aptal olduklarını anlamıyordu. Adam babası hakkında dahi doğru düzgün bir şey bilmiyor babasının bunamış bir adam olduğunu ölümünün onun için iyi olduğunu söylüyordu. Oyalanmaya değmezdi. Sorduğu birkaç soruya cevap alamamıştı fazlasını sormaya gerek yoktu. İyi eğlenceler dileyip dışarı çıktı. Yağmurlu bir hava vardı. Yağmurlu havalarda denize yakın olmayı severdi. Denize doğru inen sokaklardan birine saptı. Onu takip eden ufak tipli bir kızdan ve birazdan insanı kısa süreli bayıltan bir sıvının ucunda olduğu, minik bir iğnenin ensesine saplanacağından habersiz yola koyuldu...
     
  15. Kitano Seiichiro

    Kitano Seiichiro Kitoş


    Katılım:
    7 Eylül 2015
    İleti:
    37
    Alınan Beğeniler:
    78
    Ödül Puanları:
    25
    Cinsiyet:
    Erkek
    Meslek:
    Tecrübeli Öğrenci
    Şehir:
    Balıkesir
    @tulpar "Devamı Sende!" Pazartesi saat 23.59'a kadar vaktin var :Th 084:
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 9 Temmuz 2017
  16. tulpar

    tulpar Yeni Üye


    Katılım:
    7 Nisan 2017
    İleti:
    7
    Alınan Beğeniler:
    6
    Ödül Puanları:
    5
    Cinsiyet:
    Erkek
    içimden bir ses burada bırakmam gerektiğini söyledi (: çok fazla zorlamak istemedim. sıradaki arkadaş burdan devam edebileceği gibi ilk hikayeden edebilir bence bir sakıncası yok. anlayışınız için teşekkürler...

    Kaybolmak istercesine yürüyordu seyyah bu hiç bilmediği şehrin sokaklarında. Sadece denizi kokluyor ve uzaklaştıkça tekrar sahile doğru yöneliyordu. Böylece tüm kıyı şeridini gezindi. Yağmur çoktan dinmiş ve güneş masmavi denizin üzerinden yeniden gülümsüyordu tüm şehre. Yorulduğunu hissettiğinde bir o kadar da acıkmış olduğunu fark etti. Bir yerlerde durup dinlenmesi ve karnını doyurması gerekiyordu. Ancak içinden bir ses durmasını engelliyordu. Yürümeye devam etti. Amaçsızca yürüyor gibiydi. dışardan bakan biri seyyahın kaybolduğuna yemin edebilirdi. Nitekim bu bitip tükenmeyen bilmeyen yürüyüş peşindeki yabancıyı çoktan yormuştu. Ancak kimdi bu kadın ve neden bütün bir yol boyunca kendisini takip etmekteydi?

    Seyyah aniden durdu. Kocaman bir kedi ile göz göze geldiler. O kadar büyüktü ki bu kedi yerinden kaldırmak kolay bir iş olmayacak gibi görünüyordu. Bembeyaz uzun parlak tüyleri vardı tombul kedinin ve gözlerinden her ikisi başkaca bir renge sahipti. Böyle bir kediyi daha önce de görmüştü ziyaret ettiği topraklardan birinde. Bir an düşünde bu kadar uzak bir yerde ne işi vardı bu kedinin. Yanına oturdu kedinin ve tüylerinin okşamaya elleriyle taramaya başladı. Seyyah kedinin tüylerini okşuyordu ancak tombul kedi hiç istifini bozmadan öylece duruyordu. Sanki onun varlığını önemsemiyor ve kendisini okşamasını umursamıyor gibiydi.

    Ufaklık nihayet mola veren seyyahın iyice yorulduğunu artık kolay bir hedef olacağını düşünüyordu ancak yine de tedbiri elden bırakmamak için biraz daha beklemeye kararlıydı. Saldırmak için en uygun anı bekliyordu. Belki de yorgun düşen seyyah şuracıkta uykuya dalacaktı ve zahmetsizce hedefine ulaşacaktı. tüftüfünü çıkartıp iğneyi içine yerleştirdi. Bu silah eskilerden beri kullanılan bir suikast silahıydı. İnce uzun bir boru ve içine yerleştirilen silahı fırlatmak için havayı sıkıştıran bir mekanizmadan ibaret bir silahtı tüftüf.

    Seyyah umursamaz kediye adını sordu. Ancyra'dan buraya kadar nasıl geldiğini sordu. Kedi somurtkan bir yüz ifadesiyle kafasını çevirip seyyaha baktı ve tekrar çok önemli işine döndü. Tam bu arada suikastçı kız artık zamanın geldiğini düşünmüş olacak ki tüftüfün tetiğini çekti. Güneş mavi deniz üzerinde yavaş yavaş kızarmaya başlamış ve hava hafiften kızıllaşmıştı. Etrafta kimsecikler görünmüyordu. Seyyah ancyralı kedi ve suikastçı dışında etrafta kimsecikler yoktu. Ancak seyyah kendisinden beklenmeyecek bir çeviklikle eğildi ve iğne kafasının üstünden denize doğru uçup gitti. Gizemli suikastçı yeniden tetiği çekmek üzereydi ki seyyah daha hızlı davranıp kolunun içinden çıkarttığı silahını ateşledi. Bayılan gizemli kız olmuştu.

    Seyyah biraz bir süre sadece kızı incedi.160 boylarında zayıf sarı tenli hafif çekik gözlü güzel bir kızdı. Giyimine bakılırsa uzun süredir bu civar yaşıyor olmalıydı ancak buralara yabancıymış gibi bir hali vardı. Seyyah bir süre daha baktı kıza ve bu arada bunca zaman hiç istifini bozmayan tombul kedide kızın tepesinde bitiverdiğinde yerde yatan bir köpek gördü. Kahverengi tüyleri, kocaman gözleri olan bir köpek yerde baygın halde yatıyordu. Kuyruğundan tuttuğu gibi köpeği sürükleyip evlerin arasında kayboldu. Seyyah bir süre bakakaldı onların arkasından ve sonra silahını alıp denize attıktan sonra dingin adımlarla baharatçının evinin yolunu tuttu. Gün neredeyse bitmek üzereydi ve hala bir şey yememişti oldukça acıkmış bir şekilde eve geri döndü. Şifacıya dair kayda değer bir şey bulamıştı ve birde saldırıya uğramıştı ayrıca şehrinde önemli bir kısmını gezme fırsatı bulmuştu. Şimdi öncelikle bu şehirle notları almak istiyordu ancak önce midesine bir şeyler girmesi gerekiyordu. Hizmetçilerden bir bardak süt istedi ve odasına çekildi. Defterini çıkartıp iştahla günü yazmaya koyuldu.

    Gecenin ilerleyen saatlerinde baharatçının evinde tertiplenen eğlence için misafirler gelmeye başlamıştı. Seyyahın ilk gün hünerlerine şahit olanlar başta olmak üzere şehrin önemli isimleri baharatçının evine gelmiş ve seyyahı dinlemek için hazırda bekliyorlardı. Seyyah her zaman hikâyelerini yarım bırakır ki bir sonra ki gün kaldığı yerden devam edebilsin. İlk hikâyeyi dinleme şansını yakalayan herkes şimdi ne olacağını merak ediyordu. Ejderha gerçek var mı? Ejderhalar insana dönüşebiliyorlar mı? Her bir dinleyici kendi hikâyesini yazadursun. Nihayet seyyah sahneye çıkar ve başlar yeni bir öykü anlatmaya. Her bir dinleyici nefesini tutup seyyahın ağzından çıkan kelimeleri dikkatle dinlemeye başladı. Çıt çıkmıyordu evde. Sadece seyyah konuşuyor ve dinleyiciler hayret nidaları atıyordu. O anda eve bir hırsız girse istediğini alır giderdi ve kimsenin ruhu bile duymazdı. Hikaye adı dünyanın daha adı konmamış karanlık tarihinde geçiyordu. Bu tarihlerde insanlar dünya üzerinde bu kadar yayılmış bir yaşama sahip değillerdi ve sadece belli birkaç bölgede yaşıyorlardı. Görece ilkel, basit bir hayata sahiptiler. Söylentilere göre işte bu dönemlerde dünyanın asıl sahipleri ejderhalar ve dinozorlardı. Ancak eskiden beri kulaktan kulağa gizlice söylenen bir efsane daha vardı ki, buna göre belki ejderhalardan bile daha eski iki güç vardı dünyada. Konuşan kediler ve köpekler… Öyle ki insanların bile bu ırklardan türediği ya da en azından konuşmayı onlardan öğrendiği söyleniyordu. Ancak hiç kimse bu iddiayı yüksek sesle dillendiremezdi. Bu bir tabuydu insanlık için. Seyyah ejderhalardan bahsederken oldukça gerçekçi ve cüretkarken kedi ve köpekler konusundan bahsederken korkmuş görünüyordu. Peki, ne olmuştu da bu efsanevi yaratıklar ortadan kaybolmuştu ve ne ara insanlar bu kadar hızlı çoğalmış ve dünyaya hakim olmuştu.
     
  17. Kitano Seiichiro

    Kitano Seiichiro Kitoş


    Katılım:
    7 Eylül 2015
    İleti:
    37
    Alınan Beğeniler:
    78
    Ödül Puanları:
    25
    Cinsiyet:
    Erkek
    Meslek:
    Tecrübeli Öğrenci
    Şehir:
    Balıkesir
    @Meliha Keskin "Devamı sende!" Çarşamba 23.59a kadar vaktin var
     
  18. Killua Zoldyck

    Killua Zoldyck Yeni Üye


    Katılım:
    9 Eylül 2015
    İleti:
    39
    Alınan Beğeniler:
    75
    Ödül Puanları:
    115
    Cinsiyet:
    Erkek
    Meslek:
    Öğrenci
    Şehir:
    Mersin
    bende katılıyorum
     
  19. Meliha Keskin

    Meliha Keskin Yume-hime


    Katılım:
    29 Haziran 2015
    İleti:
    40
    Kütüphane:
    1
    Alınan Beğeniler:
    247
    Ödül Puanları:
    225
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    hayalci :)
    Şehir:
    Trabzon
    “Derler ki; Ejderhalar kediler ve köpekler kadim varlıklardır. Onlara tam olarak ne olduğunu, bencileyin garip kulunuz dâhil kimse bilmez.” Diyerek sonlandırmıştı o gece Seyyah konuşmasını. Oysa o Albatros. Birçok şeyi biliyordu. Bir albatrosun ki kadar güzel gözleri, en ufak şeyleri dahi kaçırmazdı. Her daim bir şehirden diğerine, uçar giderdi. Adı Albatros olduğu için seyyah olmuş. Seyyah olacağını öngören Toprak Nine bilerek mi ona Albatros ismini vermiş. Bilmiyordu ama sıkça düşündüğü bir soruydu bu. Özgür olmayı her şeyden çok seviyor, önemsiyordu. Onu bir yerlere bağlayacak her şeyden uzak durarak yaşıyordu. Kuşlar kadar özgür. Kuşlar kadar cesur. Kuşlar kadar deli.

    Akıllı bir genç adamdı Seyyah Albatros. O gün yaşadığı olaylar kafasını kurcalıyordu. Acaba bunun Şifacının ölümüyle bir alakası var mıydı? Varsa tam olarak nasıl bir iz sürmeliydi? Bilemiyordu. Yorgundu oldukça yorgundu. Üstelik kalbi sızlıyordu bir de şimdi. Hiç zamanı değilken neden kalbi sızlıyordu. Henüz sızıların başlaması için vakit vardı. Bu kadar erken başlaması garipti. Yüzünde ki acı ifade gülümsemeye dönüştü. Toprak Nene’nin sözlerini hatırlayınca. “ Evladım, sen çok şanslı bir çocuksun. Senin iki şansın var. İkincisi öz kristale sahip olduğun için seni bekleyen ve bulman gereken şifan. Yalnız bir durum var ki, şifanı bulamaz ise ömrünce, bulur isen zamanın belli demlerinde öz kristalin yakıcı sızını duyacaksın.” Ne kadar garipti. Kalbinin içinde. Kalbiyle bir bütün olan ve dediklerine göre “Her Şey ”in özünden parça olan bir kristal taşıyordu. Bu öz kristalin tam olarak ne olduğunu bilmiyordu. Onu büyüten Toprak Nene dahi öz kristal hakkında ona bir şey dememişti. Bilmediği için mi yoksa söylememenin daha doğru olduğunu düşündüğü için mi susmuştu acaba Toprak Nene. Bilmiyordu.

    Kızı düşündü sonra. Neden ona saldırmak istemişti. Kedi ve köpek neydi. Acaba olabilir miydi? Hem saklandığı hem aradığı şey bu şehirde olabilirdi. Şifacı onun için çok önemliydi ama ölmüştü işte. Bu düşüncelerle uyuya kaldı.

    Alışılmışın dışında, bu gece lacivert değil, simsiyahtı. Belli aralıklarla, taş ve toprak sokaklara dizilmiş fenerlerin ışıkları oldukça cılız kalıyordu şimdi. Birkaç karışın ötesine ışıkları ulaşamıyordu. Şehir sessizleşmişti. Sanki nefesini tutmuş bir şeyi bekliyordu herkes. Bazen insan neyi niçin beklediğini bilmeden bekler. Öyle bir bekleyiş vardı şehrin canlı cansız tüm sakinlerinde. Albatros yatağında ruhsuz, huzursuz bir kâbusun elinde sızlıyordu. Rüyasında hiç bitmeyecek bir döngünün içinde dönüp durduğunu görüyordu. Bir şehirden diğerine dolanıyor ama asla aradığını bulamıyordu. Çaresizliğin verdiği hisle yüreği kavruluyor, parçalara ayrılacakmış gibi hissediyordu. Tam parçalanıp ayrılacağını ve artık rahatlayacağını düşündüğü sırada, aslında parçalarına ayrılamayacağını, tüm bu acıyı kaldıracak kadar güçlü olduğunu yeniden fark ediyordu. Kısa süreli kurtuluşa erip rahatlama hissi kayboluyor yeniden o kavuran acı geliyordu. O rüyasında ağlayıp acı çeke dururken uzaklardan bir melodi duyulmaya başlandı. Küçük çocuklarken yalnızca annenizin, babanızın, kardeşinizin, arkadaşınızın kucaklaşmasında hissedebildiğiniz o sıcak his gibi bir melodiydi. Yumuşak. Şefkatli. Sıcacık. Denizin üzerinden geliyordu. Şehre yaklaşıyordu. Zifiri karanlıkta yavaş yavaş tüm şehre yayılan bu şefkatli melodinin kaynağını kimse bilmiyordu. Bir süre sonra tüm sokaklar bu gizemli melodiyle dolmaya başladı. Evlerin kapılarından pencerelerinden içeri giriyor, şehirdeki her bir canlıya ulaşıyordu. Melodinin ulaştığı her canlı önce ılık güzel bir huzur hissediyordu. Sonrasında var olan tüm dertlerini unutuyorlardı. Huzurlu güzel bir uykuya dalıyorlardı. Karanlık bir gece, sokaklarda uyuya kalmış insanlar ve kediler köpekler garip bir görüntü oluşturuyordu.

    Bu melodi bir tek Albatrosu uyutmamıştı. Onu kâbus gördüğü zahmetli uykusundan uyandırmıştı. Seyyah odasının balkonuna çıktı. Dışarıda ne olduğunu görmek istiyordu. Ama gözleri zifiri karanlıktan başka bir şey göremedi. Duyduğu melodi ise ona oldukça tanıdık geliyordu. Sanki hep dinlediği hep bildiği hep aradığı bir melodiydi bu. Renkler, kokular, melodiler her zaman kaderin yönünü değiştirebilirdi. Böyle inanıyordu Seyyah Albatros. Bu düşüncelerle balkonda dikilip beklemeye başladı. Bir şey olmalı bir şey gelip onu bulmalıydı. Böyle bir şeyin olacağını hissediyordu. Gözlerini kapatıp kendini melodiye bıraktı. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu. Kalkıp içeri girip defterine bu garip olayı not düşmeyi düşünmeye başlamıştı. Tam bu esnada göz kapaklarını bir ışık hüzmesinin okşadığını fark etti.

    Gözlerini açtığında karşısında hava da süzülen bir ışık kaynağıyla karşılaştı. Karanlığın içinde o kadar güçlüydü ki Seyyahın gözleri yaşardı. Işığa alıştığında ise bir insana göre biraz daha küçük olan bir kızın ışığın içinde süzüldüğünü gördü. Diğer insanların inanmadığı şeylere Albatros inanırdı. Bu yüzden bu gördüklerini onu şaşırtmamıştı. Yalnızca ilk kez gördüğü bu sıra dışı varlık çok güzeldi. Bir müddet seyretti kızı. Parlak ışık yayan beyaz bir teni, Uzun parlak beyaza yakın gri saçları, saçlarından daha açık gri gözleri vardı. Üzerinde açık maviden kolsuz uzun bir elbise alnında ince zarif bir süsü vardı. Şu haliyle Albatros ona ancak melek diyebilirdi. Kızın güzelliğinden kendini sıyırdığında ciddi ama nazik bir sesle kıza kim olduğunu sordu. “ Ben Günperi. Ayperinin küçük kız kardeşiyim. Aslında gece göğe ve yere inemem. Ama ablam bana bir tılsım bahşetti. Herkesin iyiliği için gelmem gerekiyordu. Seninle tanışmam gerekiyordu. Sen seyyahsın. Ayperinin seçtiği seyyahısın. Sana anlatacaklarım var. Bu gece sadece senin için geldim. Tüm şehir uyuyor. Şimdi benimle gel. Burada konuşmamız güvenli değil.” Diye cevapladı Seyyahın sorusunu kız.

    Seyyah içeri girdi. Çok şaşkındı. Kalbi göğüs kafesini kırıp dışarı çıkacak kadar hızlı atıyordu. Ayperi demişti kız. Ayperinin Seyyahı ne demekti. Şu gecelerde seslendiği Ayperi onu mu dinliyormuş yani. Onca insan içinden Seyyahı mı duymuştu. Çok garipti. Ve ne güzel bir lütuftu. Bu düşüncelerle hazırlanmaya başladı. Garip geceliği çıkarıp hep giydiği yolcu kıyafetlerini giydi hızlıca. Saçlarını kumaşıyla topladı. Heybesini kontrol etti. Defterinin, mürekkebinin, kamışlarının içeride olduğuna emin oldu. Artık hazırdı. Yeniden balkona çıktığında Günperinin Ulu Dağa doğru süzüldüğünü gördü. Evin merdivenlerini bir solukta indi. Günperinin ışığını takip etmesi için çok hızlı olması gerekiyordu. Dikkatinin dağılmamasına ve yavaşlamamaya dikkat ederek takip etti kızı. Sonunda kocaman bir dut ağacında durdu Günperi. Dallardan birine oturdu. Seyyah ağaca mı tırmansındı bilemedi. Çok yorulmuştu. Yere oturmaya karar verdi. Kalbi çok daha hızlı atıyordu ama zihni sakinleşmişti. Şaşılacak bir şey yoktu. Onca zaman Ayperinin onu duyduğuna inanarak konuşmuştu zaten. Ama öyleyse neden Ayperi değil Günperi gelmişti. Kardeşlerden birisi günün diğeri gecenin perisiydi. O hep gecenin perisine seslenirdi dolunaya dikip gözlerini. Şimdi ise karşısında güzeller güzeli Günperi vardı. Ayperinin nasıl olduğunu düşündü. Bu düşüncelere dalmışken Günperinin kıkırdamasıyla irkildi. “Ablam çok güzeldir. Hiç kimse ona benzemez. Ona erişemez.” Dedi. Seyyah biraz utanmıştı. “Evet, düşüncelerini duyabiliyorum.” Diye devam etti Günperi. Seyyahın yanakları kıpkırmızıydı artık. “ Madem öyle içimden geçen soruları duyuyorsun madem, öyleyse anlat neden geldin. Bu gelişinin benim yolculuğumla ne alakası var. Ayperi neden seni gönderdi. Her şeyi bilmek istiyorum.” Diyerek düşüncelerini dile döktü Seyyah. Günperi ciddi bir ifade takıntı yüzüne belli ki anlatacakları çok önemliydi.
     
    ufkunötesi, tulpar ve melismelis bunu beğendi.
  20. melismelis

    melismelis Yeni Üye


    Katılım:
    1 Temmuz 2017
    İleti:
    3
    Alınan Beğeniler:
    19
    Ödül Puanları:
    15
    Cinsiyet:
    Bayan
    Tam bu esnada uyandı Albatros. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bu nasıl bir rüyaydı!! Sadece biraz kestirmek için uzanmıştı ama üç saat uyumuştu. Kendini bir seyyah olarak görmesi, onca yıl gezdiği şehirler, kaldığı sayısız hanlar.. Hepsi artık geçmişte kalmıştı. Aradan yüzyıllar geçmişti. Bulunan o kristal herkesin hayatını değiştirmişti. Şifacının bıraktığı o mektup ile uzun yaşamın formülü bulunmuştu. İnsanlar artık ölümsüzdü. Yaşamın kıymetinin kalmadığı bu dünyada artık insanlar geçmişte bir amaç uğruna çalıştıkları, son zamanlarını mutlu geçirebilecekleri bir yerler aramalarını, ölümlü oldukları o eski güzel zamanları yad etmekten başka seçenekleri kalmamıştı. Peki şimdiki dünyada ne mi oluyordu? Albatros dahil herkes eskiden yaptıkları işlerini bırakmış ve bu yeni dünyayı benimsemeye başlamıştı. Benimseyemeyen, rahat edemeyen o kadar insan vardı ki intihar olaylarının da sayısı artmıştı. Her daim genç kalmak ne kadar cazip gelse de yaşamın amacının kalmadığı bu bahtsız toplum için yıllarca süren bir ızdırap durumunu almıştı. Elbette ki Albatros herkesten daha iradeliydi. Bin beş yüz yaşında olmasına rağmen durumu benimseyebilmiş, şu anki dünyada en rahat nasıl yaşayabileceği ile ilgileniyordu. Geçmişteki tüm o hatıralar kafasında her zaman belirse de günlük yaşamına aktarmamaya özen gösteriyordu. Fakat akşamları durum değişiyordu. Evine girdiği andan yatağına yattığı ana kadar. Başını o pürüzsüz ipek çarşafa koyduğu anda tüm hatıralar kafasında aniden beliriyordu. Günün yorgunluğu onda etki etmiyordu sanki. Ne var ki ölümsüzlüğün bulunması uykusuzluğa çare değildi. Aylarca, yıllarca uykusuz geçen sayısız gün vardı.

    Seyyah bir gün ölümü tadabilmek istiyordu. Kızları Ayperi ve Günperi' nin yanına gideceği günü iple çekiyordu sanki bu olacakmış gibi. Boş, yalnız, huzursuz, kalbi kırık olan seyyah keşke diyordu. Keşke kızlarım ölmeden çok önce bulunsaydı kristal. Keşke.. Her akşam olduğu gibi yine bunu düşünürken sabah olmuştu. Ölümsüzlüğün ancak bir ölümlüye güzel geldiği o günlere dönmek isterdi. Farkına bile varmadan geçen bu günlerin fazlalığı onu bir yandan yıpratıyor bir yandan da hayrete düşürüyordu. Bazen delirecek gibi oluyordu. Ağlamak bile boşunaydı onun için. Ne yapsa fayda etmiyordu. Acaba formülü bulan şifacı bu durumu ortadan kaldırabilecek bir şeyde yapmış mıydı diye. Ya da en önemlisi acaba kendi buna benzer bir formül yapabilecek miydi? Artık fazlasıyla yaşadığını ve bu durumun onu çok yorduğuna kanaat getirmişti. Eğer bir formül bulabilirse veya yapabilirse anında ölmeyi gerekirse kendini öldürmeyi kafasına koymuştu. Çok eskiden hayal ettiği o uzun yıllar yaşamın ve gezebileceği sayısız şehrin, hanlarda anlatabileceği o yüzlerce hikayenin, evlerinde kalabileceği binlerde tüccarı hayal ederken aslında ne kadarda saf olduğunu anlamıştı. Şimdi geçmişte hayal ettiği şeyleri onlarca kez yapmıştı. Peki eline ne geçmişti? Hiçbir şey. Bu konuda kararlıydı. Ölümsüz yaşamla birlikte gelen o boğucu, kasvetli yaşama da bir son vermeye ant içmişti.
    Kaybedecek zamanı yoktu. Bu ölümsüzlük lanetinden bir an önce kurtulması gerekiyordu. Çalışmalara başladı. Zaman o kadar çok ilerlemiş, teknoloji o kadar gelişmişti ki artık hiçbir şeyi bulmak imkansız değildi. Sonunda uykusuzluk probleminin bir yararını görecekti. Kızlarına bir an önce kavuşmanın hayali ile başladığı girişimin bir an önce sonuç vermesini istiyordu. Böylece günler, aylar, yıllar geçti. Boşa kürek çekiyor gibi geliyordu ama hayır bunu düşünmemeliydi. Teknoloji bu kadar ilerlemiş olsa da yüzyıllar önce o şifacının formülüne benzer bir formül yapmayı bile becerememişti. Zaten seyyah ne anlardı formül yapmaktan. Bir umuda tutunup ilerlemenin onu direkt sonuca mı ulaştıracağını sanıyordu? Geçmişte farklı dil konuşan herkesin artık tek dilde konuştuğu bu yeni dünyada yardım alırsa daha çabuk ilerleyebileceğini anladı. Kendisi gibi geçmişin özlemini duyan komşusu Shun'u ziyaret etmeye karar vermişti. Bugüne kadar muhabbetleri oldukça sınırlı olan bu kişi ile böyle bir formül yapmanın nasıl olacağını düşünürken kapısına kadar gelmişti. Şimdi korkmanın zamanı değildi. Zaten bunca zamandır korkuları engel olmamış mıydı yaşamasına? Yine de elinde değildi. Gergin bir şekilde kapıdan yansıyan yüzüne baktı. Beti benzi atmıştı. Cesaretini topladı ve kapıyı çaldı. Uzunca bir süre beklemesine rağmen kapıyı açan olmamıştı. Bir kez daha cesaretini toplayıp kapıyı çaldı. Bir süre daha bekledi. Tam gidecek iken kapı açıldı. Karşısındaki Shun' du. Albatros'un aksine ölümsüzlük sanki ona yaramıştı. Uzun saçları parlak siyahtı. Gece denizin ortasına çakan şimşek gibi bakan gözleri karşısında hayrete düşmüştü. Bir yandan da irkilmişti. Acaba gelmekle hata mı etmişti? Bu formülün ona yaradığı çok belliydi. Geçmişin özlemini duyan Shun yoktu artık karşısında. Yeniden doğmuş bir Shun vardı. Kafasında binbir türlü soru ile karşısında dili tutulan Albatros' u Shun' un ''ne oldu? Bir problem mi var?'' demesi kendine getirdi. Kafasını toparlamaya çalışan Albatros bir anda göz yaşlarına boğuldu. Nedenini kendi de anlamıyordu. Bunu gören Shun telaşlanarak onu içeriye aldı. Biraz su içtikten sonra az da olsa kendine gelen seyyah konuşmaya başladı. Kendini anlatmakta zaman zaman zorlansa da söyleyeceklerini toparlayabildi. Kendisini dinleyen Shun ona öylece bakakaldı. Elbette bu normaldi. Komşusu olan bu adamı sadece varlığı ile tanıyordu. Bazen sabahları karşılaşır ve birbirlerine günaydın derlerdi. Ama tüm konuşma buydu. Ne Albatros onunla konuşma gereği hissetmişti ne de Shun. Peki şimdi ne olmuştu Albatros' u kapısına kadar getiren?
    Yüzyıllar önce bulunan kristal sayesinde Shun şu an üç bin yaşındaydı. Görünüşünü değiştirmiş olsa da bu sadece bir maskeydi onun için. Geçmişte mutlu bir ailesi vardı. Kristal bulunmadan çok önce ölen ailesinin özlemini çekiyordu. Kimseye sorulmadan herkese bahşedilmişti bu ölümsüzlük. Kimileri için iyi olsa da kendilerine yakın olan insanları kaybedip zamanlarını onları düşünerek geçiren bu insanlar için resmen bir eziyetti. Shun için üzüntü, bir yaşam şekli olmuştu resmen. Evin ışıklarını kapatıp saatlerce artık yüzlerini bile zar zor hatırladığı ailesini düşünürdü. Giyinip süslenmek ona geçmişi unutturmasa da kendisiyle ilgilenmek bir nebze olsun ona iyi geliyordu. Belki düşündükleri saçmaydı ama kendisiyle ilgilenmenin cennette olan ailesini mutlu ettiğine inanıyordu.
    Şimdi karşısında olan bu adamın aniden karşısına çıkmasına oldukça şaşırmıştı. Bu durumun şaşkınlığını gizlemeyerek ona geçmişini ve şu anki durumunu neden anlattığını sordu.Albatros aslında konuya girmenin bir yolunu bulmaya çalışırken zırvalamıştı. Çokça laf kalabalığının arkasında asıl söylemek istediği ona yardım edecek olup olmadığıydı. Görünüşünden kaynaklı olarak halinden memnun olduğunu varsayan Albatros aslında ilk kez yanılmıştı. Bu güzel görünümlü Japon kadının tek isteği aslında Albatros'un isteği ile aynıydı. O da ölmekti! Albatros'un konuşmasına bir anlam yüklemeye çalışan kadının artık bu durumdan sıkıldığını anlayan seyyah ona formülden bahsetti. Yüzyılla önce bulunan kristalin tam aksi olacak bir kristal. Bunu ya yapmak ya da böyle bir kristal varsa bulmak için Shun' un yardımını istedi.
     
    ufkunötesi, tulpar ve Meliha Keskin bunu beğendi.

Bu Sayfayı Paylaş

Top