www.TRART.org'a Hoşgeldin

Merhaba. Burası bir çok özelliğe sahip gelişmiş bir site/forum sistemi ile kurulmuş bir sanat sitesi. Faydalanabileceğin bolca döküman ve iletişime girebileceğin bir çok kullanıcı var. Kurgusal çizim sanatları ile veya kurgusal hikayeler ile ilgiliysen ya da bununla ilgilenen kişilerin kaleminden çıkan çalışmalara göz atmak istiyorsan daha fazla bekleme!

Duyuruyu Kapat
Umut Bayrak'ın kaleminden "Işık Tozu" mangasının 3. bölümü "Gerçekler" TRART Online Oku da yayınlandı! Mangayı okumak için TIKLAYIN
Duyuruyu Kapat
"MCW"(Manga-Comics-Webtoon) Çizim ekipleri neredeyse tamam! Başvuru için son hafta! Projeye göz atmak ve başvuruda bulunmak için TIKLAYIN
×

Bu Sayfayı Paylaş

  1. Kitano Seiichiro

    Kitano Seiichiro Kitoş


    Katılım:
    7 Eylül 2015
    İleti:
    37
    Alınan Beğeniler:
    78
    Ödül Puanları:
    25
    Cinsiyet:
    Erkek
    Meslek:
    Tecrübeli Öğrenci
    Şehir:
    Balıkesir
    @omega48 "Devamı Sende!" Salı saat 23.59'a kadar vaktin var
     
  2. omega48

    omega48 Papatyalar öldükten sonra kokar...


    Katılım:
    16 Haziran 2016
    İleti:
    24
    Alınan Beğeniler:
    91
    Ödül Puanları:
    80
    Cinsiyet:
    Bayan
    tamam :D5f02ecd:
     
  3. omega48

    omega48 Papatyalar öldükten sonra kokar...


    Katılım:
    16 Haziran 2016
    İleti:
    24
    Alınan Beğeniler:
    91
    Ödül Puanları:
    80
    Cinsiyet:
    Bayan
    Shun Albatros'un sorusunu duyduktan sonra tereddüt etmeden kabul etti. Ona yardım edecekti ve sonrasında huzura kavuşabilecekti. Albatros Shun'un cevabından memnun olmuş bir şekilde ayaklandı ve kapıya yöneldi. Shun arkasından içeriye geçti ve çantasını alıp yanına gelerek kapıdan çıktılar ve arkalarına bile bakmadan evi terk ettiler. Albatros ölümsüzlüğü yok edebilecek bir kristalin varlığından şüphe duysada hala içinde parlayan bir umudu vardı. Bu umut donuk bakışlarına birazcık renk katıyordu. Ailesine kavuşma umudu hala yaşıyordu kalbinde... Shun yanına aldığı kahve renkli çantasını araladı ve içinden eski tozları üstünde bir kitap çıkardı. Albatros gözlerini kitaba çevirdi ve sorusunu sordu. Shun tek kelime bile etmedi sadece dalgın gözlerle tozlu kitaba bakıyordu. Albatros tekrar sorusunu sorduğunda shun irkildi ve Albatrosa çevirdi gözlerini, Albatros dalgınlığını garipseyerek :''o kitapta neyin nesi'' sorusunu yeniledi.Shun gözlerini usulca kitaba sonrada Albatrosa çevirdi :''Bu kitap bize yardım edebilecek bilgiler içeriyor.'' diyerek kitabı Albatros'a uzattı ardından çantasını kapattı. Albatros bu kitabın yardım edebileceği düşüncesine bile şüpheliydi , ama yapabilecek bir şeyi yoktu. Üstü tozlu olan kitabı yavaşça üfledi ve eliyle kabını sildi. Kitabın üstünde tanımadığı dilde yazı vardı. Daha fazla kurcalamayarak kitabı açtı ve içine baktı; fakat içinde ki yazılarıda okuyamadı. Meraklı gözleri Shun'a yöneldi ve ondan yeniden yardım istedi.Shun başını olumsuz anlamda sallamaktan başka birşey yapamadı. Albatros kaşlarını çattı ve sorusunu yeniledi :''O halde bu kitap ne işimize yarayacak !'' diyebildi sadece. Shun Albatrosun sinirli ve donuklaşmış gözlerine baktı :''Sadece bu dili bilen birini bulmalıyız , sonra ölümsüzlüğü bozabilecek kristale ulaşabiliriz.'' dedi ihtirasla. Albatros gözlerini yere çevirdi ve derin bir iç çekti . Başını tamam anlamında salladıktan sonra araştırmaya koyuldu. Shun ve Albatros gördüğü tüm insanlara kitaba ait dili bilip bilmediklerini soruyordu. İnsanlar shun ve Albatrosu gördüklerinde ya başka bir yere gidiyor yada bilmediklerini dile getiriyorlardı. Albatros iyice gerilmişti ve sinirlenmeye başlamıştı.Bu ele avuca sığmayan dünyada nereden bulacaklardı bu kitabın içindeki dili bilen birini ? Shun Albatrosa aldırış etmeyerek önden yürüyordu ve Albatrosu geride bırakıyordu. Albatros hala düşünceleriyle boğuşuyor ve herkesin tek dil bildiği bir dünyada farklı bir dil arayışına girdiğine hala inanamıyordu. Umudu silikleşiyordu fakat hala kalbinin bir köşesinde duruyordu. Pes etmemeye söz vermişti. Shun birkaç insana rastlamış ve sorusunu yinelerken Albatrosta arkasından onu izliyordu. Shun insanlara sevecen ve nazik bir dille yaklaşıyor ve kaçmamaları için dua ediyordu. Shun bu seferde istediği cevabı alamadığı için karamsarlığa bağlamıştı. Albatros Shun ile göz göze gelince başka bir tarafa yöneldi ve oradan geçen insanları durdurup soru sordu. Oda istediği cevabı alamamıştı ve yürümeye devam etmişti. Shun artık yanına yakın bir mesefede yürüyordu. Albatros derin bir iç çekerek Shun'a baktı. Gözlerinde yer edinmiş kasveti görebiliyordu.Birkaç gün böyle seyehat etmişlerdi Shun ile , Tüm dünyayı dolaşmayı kafalarına koymuşlardı bir kere. Koca bir haftadan sonra Albatros ve shun bırakmanın eşiğine gelmişlerdi. 1 Hafta bile yetmişti bırakmanın eşiğine gelmelerine. Albatros aslında pes etmek istemesede umudu günden güne solmuştu ve hala umut parıltısı varmıydı ondan bile emin değildi. Shun Albatrosla hiç konuşmamıştı. Albatrosta onunla konuşmaya çekinir hale gelmişti. Birazcık moladan sonra tekrar yürümeye başladılar ve bir kaç adımdan sonra kuytu köşe olan bir yerde birşey fark ettiler. Yerde yatan birini ! Albatros koşar adım yanına gitti ve küçük bir çocuk olduğunu farketti . Ardından Shun'u çağırarak çocuğa baktı. Çocuk zar zor nefes alabiliyor ve oldukça terli gözüküyordu. Albatros ve Shun şaşkın bakışlarının aralarından çocuğa bakıyordu. Bu da neydi şimdi ? Ölümsüz olduklarından beri ilk kez bu vakayla karşılaşıyorlardı. Albatros çocuğu dürtüyor ve uyandırmaya çalışıyordu. Ama çocuk hala uyanmıyor ve zar zor nefes alabiliyordu. Shun elini çocuğun alnına koydu ve irkilip elini geri çekti. Albatros gözlerini Shun'a çevirerek anlamlandırmaya çalıştı bu hareketini neyi vardı çocuğun ? Albatrosta elini alnına koyarak ateşi olduğunu farketti. Olamaz çocuk hastaydı ! Sorular aklını kurcalıyor ve düşünmesine engel oluyordu. Ölümsüz olduktan sonra hasta olan insanlar artık yoktu herkes sağlıklı bir şekilde hayatlarına devam ediyordu. Albatros daha fazla beklemeden çocuğu kucağına aldı ve mola verdikleri yere götürdü. Bir oda kiralayıp o odaya hızlıca çıktılar. Çocuğu yatağa koyduktan sonra temiz bir su ve bez alıp çocuğun yanında bitti. Shun Albatrosu izliyordu hala. Albatros Temiz bezi suya bandırıp çocuğun yanan alnına koydu ve beklemeye başladı. Çocuk terli ve kirliydi. Shun yatağın kenarına oturdu ve çocuğun alnındaki bezi alıp suya koydu ardından üstünü çıkardı ve bez ile üstünü silmeye başladı. Üstünü silerken çocuğun kolunda kitabın kapağında yazan bir yazı vardı ve kazılarak yazılmıştı. Koluna bu yazının kazılması sonucunda çocuk mikrop mu kapmıştı acaba diye düşündü ve çocuğun alnına bezi koyarak ayağa kalktı. Albatrosta aynı şeyi düşünüyordu acaba bu çocuk muydu ölümsüzlüğü bozacak anahtar . Hiç vakit kaybetmeden çocuğu iyileştirip cevabı almaları lazımdı. Çocuk belli ki ölümlüydü ve onlara yardım edeceklerinin yolunu bulacağından da emindi .Çocuğun yarası için Albatros aşağı inip alkol istedi ve tekrar yukarı çıktı. Alkolü çocuğun koluna döktü ve başka bir bez alıp yarasını sardı. Shun ve Albatros sabah olana kadar yanında beklediler ve çocukta kıpranmalar başlamıştı. Çocuğun dudakları kurumuştu ve Shun bunu farkedince aşağıya su almak için indi. Albatros çocuğun elini sıkıyor ve uyanması için dua ediyordu. ,

    Çocuk usulca mavi gözlerini açtı ve etrafa bakınmaya başladı. Elini Albatrosun elinden çekerek alnına düşen siyah saçlarını geriye attı ve pencereden dışarı bakmaya başladı. Albartros çocukta bir gariplik sezdi. Çocuk olmasına rağmen gözleri saf ve temiz değillerdi sanki daha çok kasvetli ve kötü bir gözlere sahip gibiydi. Daha fazla düşünmeden çocuğa sorular sormaya başladı. Çocuk donuk ve kasvetli gözlerini Albatrosun üzerine çevirdi ve gözlerini kıstı : ''Sana istediğin cevabı verebilirim fakat bunun karşılığında beni ölümsüz yaparsın.'' Diyince Albatros'un şaşkınlıktan gözleri açıldı ve etli dudaklarını araladı. Tek sorusu ''Nasıl ?! '' demek olmuştu. Çocuk gerçektende ölümlüydü ve ondan onu ölümsüz yapmasını istiyordu. Shun nefes nefese kalmış bir şekilde elinde suyla içeri girdi ve Albatros ve çocuğa kilitledi gözlerini. Çocuğun uyanmış olması içinde heyecan kıpırtılarını ortaya çıkmasını sağlamıştı. Uzun bir yılın ardından ilk kez heyecanlanmıştı. Bu heyecanlanışının ardından gözleri Albatrosa kaydı ve karamsar olduğunu gördü. Elindeki suyu çocuğa uzatarak Albatrosa soru sordu : ''neyin var ?'' dedi. Albatros Shunu kolundan tuttu ve kapıdan dışarıya çıkardı . Shun meraklı gözlerle ona bakıp sorusunu bekliyordu. Albatros iç çekerek ''Çocuk düşündüğümüz gibi ölümlü ve benden onu ölümsüz yapmamı istediğini söyledi.'' Shun iç çekerek yanıt verdi '' O zaman kristali kullanırız .'' dedi. Albatros Başını sallayarak ''tamam'' diye yanıt verbildi. Shun ve Albatros içeriye girdi ve çocuğun odada olmadığını gördü.
     
    ufkunötesi ve Kitano Seiichiro bunu beğendi.
  4. Eostre

    Eostre Moderatör Moderatör


    Katılım:
    25 Temmuz 2015
    İleti:
    215
    Alınan Beğeniler:
    952
    Ödül Puanları:
    630
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    öğrenci
    Şehir:
    istanbul
    Shun gördüğü manzara karşısında istemsizce çığlığını koyvermişti, umutsuzluk ve şaşkınlık vardı bu çığlıkta odanın duvarlarında hafif bir yankı yapmıştı. Albatros sesini çıkarmadı, etrafa bakınıyordu, çocuğun ortadan kaybolmasına şaşırmamıştı aslında, öz kristalin tersini yapmanın bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyordu , elbet bir aksilik çıkardı ki o da oldu işte. Ama düşünmeden edemiyordu ölümsüzlüğün anahtarı onların elindeydi, eğer çocuk gerçekten bunu istiyorsa neden ortadan yok olmuştu? Onu bulana kadar ne kadar zaman geçecekti nerede bulacaklardı ve en önemlisi başlarına ne gibi sorunlar gelecekti.Bir şeyler olacağına emindi hissediyordu, kötü şeyler olacaktı. Hisleri her zaman diğer insanlardan daha iyi olmuştu hissettikleri çıkardı. Bu da ona bahsedilmiş bir yetenekti belki de.
    ''Şimdi ne olacak?'' diye soruyordu Shun. ''Tekrar yola çıkıp çoçuğu mu arayacağız,ölümlü bir çocuğu görüp görmediklerini insanlara sorarak dolanacak mıyız?'' Albatros Shun'a bakıyordu içinden ''zorlanıyor'' diye geçirdi, umutsuzluğa kapılmışken aradıklarını bulup heyecana kapılmıştı ve şimdi tekrar umutsuzluğun derin, karanlık kuyusuna düşmüştü, onun motivasyonunu artırmalı ve yola devam etmeliylerdi, tek başına bu arayışı sürdüremezdi, bunun için yavaş ve nazik bir ses ile konuşmaya başladı, bu her zaman işe yarardı: ''Bizim ona ihtiyacımız varsa onun da bize ihtiyacı var, ölümsüz olmak istiyor-biz de ölümlü- bu yolculuk düşündüğümüz kadar kolay olmayacak, ufak zorluklarla karşılaşabiliriz sakin olup yola devam etmeliyiz, bu sefer o bizi bulacak.'' söylediklerine kendisi de pek inanıyor muydu diye düşündü bir an Albatros ama içindeki sese güvenmeliydi, en azından o an öyle hissediyordu, hiç bir fikri olmamasından iyidir.

    En sonunda mola verdikleri yerden ayrılıp tekrar yürümeye başladılar. Albatros öndeydi bu sefer, Shun arkada. Derin bir sessizlik içindeydiler, soluk sesleri bile duyulmuyordu, her biri kendi düşüncelerine dalmış binbir türlü soru ve senaryo ile cebelleşerek adım atıyorlardı durmadan, nereye gittiklerine bile bakmadan yürüdüler. Neden sonra Albatros biri ona dokunup düşüncelerinden çıkmasını sağlamışçasına irkildi başını kaldırıp boş gözlerle etrafına bakıp gördüğü seyi algılayabildiği duruma geldiğinde şaşırma sırası ondaydı ; girdikleri arazi bu topraklara yabancıydı buradaki bitki örtüsü oldukça sararmış, kurumuş, cılızlaşmıştı; sanki kurak bir iklim etkisindeymiş de aylar boyu yağmur damlası düşmemişti buraya, toprak güneşin kavurucu sıcaklığı altında korunmasız kalmışçasına kurumuş çatlamıştı. Geldikleri yer oldukça yeşil gür çalılıklar ve boyu metrelerce uzayan ağaçlarla dolu bir yerdi, gözlerini kısıp ileriye bakınca ileride arazinin iyileştiğini farkediyordu, içine bir şüphe düşmüştü. Karanlık güçler hissediyordu etrafinda sanki biri büyü yapmış da buralardaki toprak bu büyüye dayanamamış. Bir an önce bu araziyi geçmeleri gerektiğini hissetmişti, Shun halen kendi düşünceleri içerisindeydi ki etrafın farkına varmıyordu. Gidip Shun'un koluna yapıştı Albatros. Düşüncelerinden koparken titremişti hafifçe ''Ne yapıyorsun!'' diye çıkıştı kolunu tutan güçlü ele bakarak. -O kadar şiddetli sıkmıştı ki sızlamaya başlamıştı hemen- ''Bu yolu bir an önce geçmeliyiz iyi şeyler olmayacak, hissediyorum.'' dedi Albatros etrafı kolaçan ederek, yüreğinde uzun zamandır böyle bir tedirginlik hissetmiyordu, çok uzun zaman olmuştu.
    Kendilerini toparlayarak hızla hareket etmeye başladılar güvenli bir yere sığınmak istiyordu ikisi de, düşüncelere dalıp ne kadar zaman geçirdiler nereye gittiler bilmiyorlar fakat hava kararmak üzereydi ve sığınmak için han bulmaları şarttı. Hissetikleri korku öyle bir adrenalin vermişti ki geriye dönüp baktıklarında çorak araziden eser kalmamıştı, ileriye döndüklerinde ise ufak bir kasaba gördüler han binası da vardı görünüşe göre, geceyi geçirmek için iyi olabilir diye düşünüyorlardı. Hızlarını azalttılar, epey yorulmuşlardı ayak tabanları sızlıyordu, su toplamış gibi hissediyordu Albatros, oldukça susuz ve açlardı, batmakta olan güneşe bakıp yol almaya devam ettiler onlardan iki saat uzakta olan kara cüppe giymiş süvarilerin varlığından habersiz olarak tabii, Albatros'un hissettiği rahatsızlık onların kara enerjisiydi ama karşılaşana kadar bunu bilemezdi.

    Sonunda varmışlardı bu ufak kasabaya, hana girip kalacak yer olup olmadığına baktılar, böylesine ıssız bir yerde elbet boş odalar vardı, fakat güvende hissetmek için alt katta bir yer istediler her hangi bir olumsuz durum karşısında oradan çabucak ayrılabilmek için. Oldukça yorulmuşlardı bugün ayakları sızım sızım sızlıyor, başları içlerinde ritimsizce davul çalan bir grup varmışçasına zonkluyordu, midelerinde de durum pek iyi sayılmazdı çünkü çok açlardı, yatmadan önce midelerine besin gitmesi şarttı aksi takdirde yola devam edecek dayanıklıkları olmazdı. Yukarıya çıkarak yemeklerini büyük bir iştahla yiyerek odaya geri döndüler. Albatros yatağına yerleşmeye hazırlanırken yatağın el işlemeli örtüsünde üzerinde el yazısı olan bir kağıt parçası buldu. Okuyunca bu yolculuğun düşündüğünden daha da tehlikeli olabileceğinin farkına vardı, bu onu rahatsız etmişti, onu düşünür halde gören Shun şüphelenmişti ne olduğunu sordu. Ona söyleyerek endişe ve korkularını artırmalı mıydı bilemiyordu Albatros, ama ona söylemezse öğrendiği zaman yol arkadaşını kaybedeceğini biliyordu, bu yüzden söylemeye karar verdi, ya da göstermeye. Kağıdı ona verdi. Hafif bir alay vererek sesine: "Bizim ufaklığın hayranı çokmuş galiba." dedi hafif bir gülümseme ile. Shun'un ne düşündüğü anlaşılmıyordu yüzünden, korkmuş muydu, belki biraz, oldukça normaldi bu durumda aslında. Uzun geçen birkaç dakikanın ardından konuştu: "Sence onun peşindekiler kim?"
    "Ölümsüzlüğünden kurtulmak isteyen başka birileri olabilir." dedi düşünceli bir biçimde Albatros. Shun da düşünüyordu, "Sence ne kadar tehlikelidirler, düşündüğün sorunlar bu tür bir şey mıydı?" yüzü kafasında kurduğu senaryolar yüzünden bulutlanmıştı, gözlerine gölge düşmüştü. "Biraz sorun çıkacağı kesin, şimdi düşünme bunları. Uyuyup yarım için dinlenmeliyiz, uyandığımızda ne yapacağımıza bakarız." dedi Albatros, yatmaya davrandı. Başını salladı Shun "haklısın." dedi sessizce. O da yatağına girdi. O kadar yorulmuşlardı ki kafalarını yastığa koydukları zaman ne mavi gözlü çocuğu ne çorak toprağı ne yüreklerini tedirgin eden o kötü hissi ne de yatağın üzerinde buldukları notu düşünmeden uykunun yumuşak kollarına teslim ettiler kendilerini.
    Uykusunda kıpırdanıyordu Albatros, bir sürü ses duyuyordu, kaos vardı sanki kargaşa hakimdi canını sıkıyordu bu huzursuzdu. Rüyasında bile huzur duyamadığını düşünüp sinirlendi. Bir durgunluk geldi. Şimdi de sarsılıyordu, rüyadan dolayı titriyor muydu deprem mı oluyordu bilmiyordu, pek de umursadığı yoktu aslında sadece uykusuna kaldığı yerden devam etmek istiyordu. Ama sallantı gittikçe şiddetini arttırıyordu, gürültü de öyle. En sonunda gözlerini açmak zorunda kaldı. Gördüğü şey ise Shun'un telaşlı gözlerinden başka bir şey değildi. Çabucak doğruldu kafasını toplamaya çalıştı.
    Bir dakika durduktan sonra kendine geldi, "Ne oluyor ne bu telaş?" diye sordu uyku dolu sesiyle.
    "Dışarıda büyük bir yangın var, herkes söndürmeye çalışıyor, henüz sönmedi ama." dedi Shun biraz tedirgin olmuş sesi de çatallaşmıştı ama bastırıyordu. Albatros tam olarak anladığından emin değildi duyduklarını ayağa kalkıp yüzünü yıkadı, Shun'un dediklerini tekrar düşündüğü zaman beyninde ampul yanmış gibi oldu, uzun saçlarını kumaşa toplayarak kapıya yöneldi.
     
    omega48 ve ufkunötesi bunu beğendi.
  5. Kitano Seiichiro

    Kitano Seiichiro Kitoş


    Katılım:
    7 Eylül 2015
    İleti:
    37
    Alınan Beğeniler:
    78
    Ödül Puanları:
    25
    Cinsiyet:
    Erkek
    Meslek:
    Tecrübeli Öğrenci
    Şehir:
    Balıkesir
    @Hilgarria ''Devamı Sende!'' cumartesi saat 23.59'a vaktin var.
     
  6. Hilgarria

    Hilgarria Yeni Üye


    Katılım:
    25 Haziran 2017
    İleti:
    3
    Alınan Beğeniler:
    56
    Ödül Puanları:
    50
    Cinsiyet:
    Bayan
    Şehir:
    Ketchikan, Alaska
    ... Albatros saçlarını yumuşak kumaşa sarar sarmaz tahtadan ve oldukça sert görünen kapıyı açtı. Dışarıda herkes telaş içindeydi. Sanki kopmayacak kıyamet kopuyordu da herkes kaçmaya çalışıyordu. İlk adımını attığında az kalsın karşıdan koşan siyah, uzun ceketli adam tarafından ezilecekti. Kendi cüssesi büyüktü elbet ancak bu adam ondan daha uzun ve iriydi. Dikkatini daha fazla adama vermeden yangına doğru ilerlemeye başladı. Yangına yaklaştıkça kıyamete yaklaşıyordu, telaş artıyordu. Aklına eskiden kalma bir görüntü belirdi. Çocuktu, etrafta pek çok kuş vardı. Yaşlı bir adam kuş yemi satıyordu. İnsanlar da yemleri alıp zemine atıyorlardı bu yüzden zeminde pek çok kuş vardı. Onları izlemeyi kendini bildi bileli sevmişti Albatros. Kuşlara merakı vardı. Bunları düşündüğü sırada isten etkilenmemek için yüzünün sadece üst kısmı açık kalacak şekilde saçındaki kumaşı kendine siper etti. Etraf artık kalabalık yerine öksüren insanlar ile doluydu. İçlerinden biri “O çocuk yaptı bunu! Biliyorum o yaptı. Gördüm, mavi gözlerini gördüm.” diye sayıklıyordu. Albatros bir anda kafasından aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi hissetti. Arkadan gelen Shun’ın sesini duymamıştı bile. Shun bunu fark ederek Albatros’a doğru koştu. “Albatros, onu buldum! Yangının diğer tarafında ve yerde yatıyor. Bana yardım et onu taşımalıyız yoksa orada ölecek.” Albatros Shun’ın sesi ile hemen kendine geldi ve Shun’ın peşinden koşarak gitti. Çocuğun olduğu yere geldiklerinde önlerindeki kısmın tamamen yandığını gördü. Nasıl oraya ulaşacaklarını düşünürken bir yandan da iliklerine kadar hissettiği adrenalin onun hızlı düşünmesini sağlıyordu. Sol taraflarında açık bir alan gördü, vakit kaybetmeden kontrol için oraya doğru koştu. Geçebilir gibi görünüyordu. Evet, ölümsüzdü belki ama daha önce hiç bir ölümsüze yangında ne olduğunu bilmiyordu. Saçındaki kumaşın bir kısmını tekrardan kendine siper etti ve çocuğa doğru koştu. Shun deliler gibi titriyordu, ne yapacağını bilmez bir halde ayakta titreyen bacakları ile Albatros’u bekliyordu. Alevlerin arasından geçerken Albatros sanki vücudu kendi kontrolünde değilmiş gibi hissetti. Çocuğa daha çok yaklaştıkça içindeki stres ve adrenalin de artıyordu. Biraz uğraş sonucu çocuğa ulaştı. Çocuğu hemen yerden kaldırdı ve arkasını döndü. Fakat gördüğü şeyi hiç görmemeyi diledi. Alevler geldiği yeri tamamen sarmıştı. İs artık kumaştan içeri geçer olmuştu bu yüzden başı dönmeye başlamıştı. Bir çıkış yolu ararken Shun’ın sesini duydu. Ona koşmasını, hızlı olursa bir şey olmayacağını ama çocuğu koruması gerektiğini söylüyordu. Albatros duraksadı. Bu çocuğu kaybedemezdi, ölmesine izin vermemeliydi. Çocuğun kapalı gözlerine ve hala parıltısını kaybetmeyen gür saçlarına baktı. Keşke ölümsüzlüğün nasıl bir şey olduğunu bilse ve bunu hiç istemese diye düşündü. Henüz bunun kendisi için berbat bir şey olacağını bilmiyordu çünkü. Küçüktü gerçi nereden bilebilirdi ki hepimiz küçükken istemişizdir ölümsüzlüğü, nasıl bir şey olacağını bilmeden. Albatros bu düşüncelere dalmış olduğu yerde çocuğu sımsıkı tutarken Shun’ın sesi ile kendine geldi. Bunu yapmalıydı, yapabilirdi. Çocuğu kollarıyla tamamen sardı ve karşısındaki alevlere tüm gücüyle koşmaya başladı. Koştukça bedeninde hissettiği sıcaklık daha da artıyordu ama aldırmadı. Bazen göz ucuyla çocuğu kontrol ediyordu. Çocuğun göğsünün inip kalktığını görünce daha da rahatlıyor, daha da hızlanıyordu. Biraz koşuşun ardından Shun’ı görebildi. Alevlerden çıkmayı başardığında çocuğu Shun’a bıraktı ve öksürüklerine engel olmaya çalıştı. Shun’a çocuğun iyi olup olmadığını öğrenebilmek için onu kaldıkları yere götürmesini istedi. Albatros doğrulmaya çalışırken öksürüklerini engelleyemedi ama yine de doğrulmayı başardı. Biraz sendeleyerek kaldığı yere ulaştı. Shun çocuğun isten kapkara olmuş yüzünü silerken bir yandan da uyanması için çocuğa sesleniyordu. Albatros çocuğun yanına giderek ağzına biraz su verdi. Ardından yüzünü bir bez parçasını ıslatarak sildi, odanın bir köşesinde yere oturdu ve beklemeye başladı. Biraz dalmış olsa gerek ki Shun’ın seslenmesiyle uyandı. Çocuk kendine gelmişti. Yorgun gözlerle etrafa bakıyordu ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Albatros doğruldu ve çocuğun yanına gidip kenardaki tabureyi kendine çekti. “Tekrardan karşılaştık.” diyerek sözlerine başladı. Çocuk gerilmiş olacak ki yattığı yerde öksürerek biraz geriye çekildi. “Sakin ol küçüğüm sana zarar vermeyeceğiz. Sadece bir şeyler öğrenmemiz gerek. Bana söylediklerini hatırlıyor musun? Gerçekten eğer seni ölümsüz yapabilirsek bize ölümlü olmanın yolunu gösterebilecek misin?” diye sordu Albatros. Bu cümlelerin ardından Shun daha da gerilmiş görünüyordu. Sanki sırtına birisi dokunsa yerinden bir kedi gibi sıçrayacaktı. Albatros ise dikkatle çocuğu inceliyordu. Ama çocuk bir türlü konuşmadı bunun yerine masadaki kağıt ve kaleme uzanmaya çalıştı. Bunu fark eden Albatros çocuğa yardım etmek için ondan önce davranıp kağıdı ve kalemi aldı, çocuğun önüne koydu. Çocuk biraz gözlerini kapattıktan sonra kağıda bir şeyler karalamaya başladı. Bir alev çizmişti, yanına da bir kristal. Albatros kristali görünce daha da dikkatle izlemeye başladı. Çocuk ardından bir göl çizdi. Bu göl Albatrosa bir yerlerden tanıdık geliyordu. Ama bir türlü anımsayamadı. Birkaç karalamadan sonra çocuk duraksadı. Son çizdiği şeyler anlamsız çizgiler ve ağaçlardan oluşuyordu. Shun çocuk elindekileri bırakınca hemen uzanıp aldı ve incelemeye başladı. Şimdi üzerinde gerginlikten eser yoktu daha çok kafası karışmıştı. Ne anlama geliyordu bunlar ve herkesin ölümsüz olduğu bu dünyada nereden çıkmıştı bu ölümlü çocuk? Kağıda bakmayı kestiğinde Albatrosun kendine baktığını fark etti. Hiçbir şey anlamadığını belirten bir işaret yaparak üzgün olduğunu söyledi. Hayal kırıklığına uğramış gibi duruyordu fakat Albatros kristale daha çok yaklaştıklarını hissediyordu. İçinde bir şeyler vardı ve bunlar sanki onu ayakta tutuyordu. Hayal kırıklığına uğramayıp vazgeçmemesini sağlıyordu. Bu düşünceler eşliğinde oturduğu yerden kalktı. Biraz hava almak istiyordu ve çocuk çoktan uyumuştu. Shun’a biraz yürüyeceğini söyledi ve akşamın hoş serinliği ile beraber ılık havayı içine çekti. Bu havaları da kendini bildi bileli severdi Albatros. Eskiden bolca yürüdüğünü hatırlıyordu. Özellikle genç bir oğlanken babasının birkaç kitabını kaçırır ve evden çıkardı. Okumayı severdi. Bunun çocukken babasının ona her gece kitap okumasından kaynaklandığını düşünüyordu. Babasını özlediğini hissetti. Keşke onlar gibi bende ölümlü olsaydım ve burada acılar ile sıkışıp kalmasaydım diye düşündü. Acı diyordu çünkü anılar ona acı vermeye başlamıştı. Sanki her hatırladığı an onu biraz daha çaresiz kılıyordu. Yürümeye devam etti. Gelirken gördüğü göle benzer yere ulaşmaya çalışıyordu. Biraz suyu dinlemek istiyordu, suyu dinleyip ona hissettiklerini anlatmak istiyordu. Korkularını, pişmanlıklarını, hayallerini, anılarını. Uzun zamandır kendinden kaçıyordu Albatros. Kendi ile yüzleşmek istemiyordu. Kafasını sadece tekrar ölümlü olmasını sağlayacak şeyleri düşünerek yoruyordu. Aklındaki soru işaretleri çok fazlaydı. Peki eğer ölümlü olmayı başarabilirse ne yapacaktı? Anında kendini öldürecek miydi yoksa ölümün onu gelip bulmasını mı bekleyecekti? Bu düşünceler devam ederken çoktan göle giden ağaçlık yol göründü ve orada ilerlemeye başladı. Göle vardığında kendini garip hissediyordu sanki burada onu çeken bir şey vardı. Sanki bir güç Albatros’un göle gelmesini istemişti. O anda gördü parlayan taşı. “Artık hayaller ile gerçekleri ayırt edemiyorum sanırım.” diye düşündü. Ama o oradaydı, muhteşem rengi ve parlaklığı ile parlıyordu. …
     
    ufkunötesi bunu beğendi.
  7. Kitano Seiichiro

    Kitano Seiichiro Kitoş


    Katılım:
    7 Eylül 2015
    İleti:
    37
    Alınan Beğeniler:
    78
    Ödül Puanları:
    25
    Cinsiyet:
    Erkek
    Meslek:
    Tecrübeli Öğrenci
    Şehir:
    Balıkesir
    teşekkürler @Hilgarria şimdi de Devamı Bende! :014:
     
  8. omega48

    omega48 Papatyalar öldükten sonra kokar...


    Katılım:
    16 Haziran 2016
    İleti:
    24
    Alınan Beğeniler:
    91
    Ödül Puanları:
    80
    Cinsiyet:
    Bayan
    bekliyoruz
     
  9. Hilgarria

    Hilgarria Yeni Üye


    Katılım:
    25 Haziran 2017
    İleti:
    3
    Alınan Beğeniler:
    56
    Ödül Puanları:
    50
    Cinsiyet:
    Bayan
    Şehir:
    Ketchikan, Alaska
  10. Eostre

    Eostre Moderatör Moderatör


    Katılım:
    25 Temmuz 2015
    İleti:
    215
    Alınan Beğeniler:
    952
    Ödül Puanları:
    630
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    öğrenci
    Şehir:
    istanbul
    @yozora devamı sende!:014:
    Perşembe 16.30a kadar vaktin var :)
     
  11. Eostre

    Eostre Moderatör Moderatör


    Katılım:
    25 Temmuz 2015
    İleti:
    215
    Alınan Beğeniler:
    952
    Ödül Puanları:
    630
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    öğrenci
    Şehir:
    istanbul
    @ufkunötesi devamı sende! Pazar 01.10a kadar vaktin var :)
     
  12. omega48

    omega48 Papatyalar öldükten sonra kokar...


    Katılım:
    16 Haziran 2016
    İleti:
    24
    Alınan Beğeniler:
    91
    Ödül Puanları:
    80
    Cinsiyet:
    Bayan
    herkes pas geçmiş :Efb50fe2:
     
  13. ufkunötesi

    ufkunötesi Yeni Üye


    Katılım:
    29 Nisan 2017
    İleti:
    5
    Alınan Beğeniler:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    Cinsiyet:
    Bayan
    tamamdır
     
    Eostre bunu beğendi.
  14. ufkunötesi

    ufkunötesi Yeni Üye


    Katılım:
    29 Nisan 2017
    İleti:
    5
    Alınan Beğeniler:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    Cinsiyet:
    Bayan
    'Yer yüzünde yasaklı alanlar vardır. Bazen bir yanardağ ağzı gibi korkunçken bazen bir oyun parkı gibi masumane yerlerdir bu alanlar. üstüne bastığınız toprak her bir adımınızda neler yapar bilemezsiniz ya da içtiğiniz bir damla su nelere sebep olur. bu alanları sadece şifacılar bilir, bilirdi demek daha doğru . bundan uzun mu uzun yıllar önce Albatrosun ejder hikayeleri anlatıp han han gezen gezgin olduğu zamanlarda şifacılar birer birer yok olmaya başladılar ve ne tesadüftür ki ölümsüzlük bulunduğunda (bulaşıcı bir hastalık gibi tüm evrene yayıldığında ) yer yüzünde hiçbir şifacı kalmadı. '
    Albatros tam da gölün yanında ışıl ışıl parlayan kristal taşa bakarken uzun bir aradan sonra ilk defa bir ölümlü gibi hissetti. kalbi sıkışıyor gözleri kararıyor aldığı nefes yetmiyor hatta ara ara nefes almayı unutuyordu. kulağının zarını patlatacak şekilde çınlamasıyla bayılması da bir oldu. son hatırladığı şey gölün ser,n sularıyla buluşma anıydı.
    Albatros gözlerini açtığında babasının küçük at çiftliğindeydi. 14 15 yaşlarında bir delikanlıyken en sevdiği şey atları kaçırıp son sürat uçuruma sürmekti. ahıra doğru ilerledi. siyah inci her zamanki yerinde en sağdaki bölmedeydi. bu işte bir gariplik vardı siyah incinin yaşaması gibi ya da Albatrosun kırık camda kendini tam da 15 yaşındaki halinde görmesi gibi. yine her zamanki rüyalarındaydı sanırsam ve babasının sesini duydu 'Ala annen yemekleri hazırlamış bizi bekliyor gel haydi bırak şu inatçı atla vakit geçirmeyi.' Albatrosun babası en az atları kadar inatçıydı ve bu ikili yanyana geldiklerinde sonuç dağılmış samanlar ve toza dumana katılmış bir günle biterdi. Siyah inci sadece Albatrosa itaat ediyordu. neyse ne bu kesinlikle bir rüya olmalıydı . o günün anısına bir rüya !Albatrosun ölümden döndüğü ilk günün. önce yemek yiyecek sonra annesinin en sevdiği kahve fincanını kırdığı için azar işiticek ve sonra da sinirlenip İnci yi kaçıracaktı. evet basit bir kavga nedeniydi ama o zamanlar sadece 15 yaşındaydı. ve gerçekten de olaylar bu sırada ilerledi. Albatros şimdi İnciyle uçuruma doğru sürüyordu. korkmuyordu çünkü hatırladığı kadarıyla babası peşinden kahverengi bir Arap atıyla gelmiş Albatros İnci nin kontrolünü kaybettiğinde onu kurtarmıştı. fakat Albatros İnci nin kontrolünü kaybettiğinde beklenen olmadı ve şimdi uçurumdan uçsuz bucaksız bir denize düşüyordu... sadece rüya dedi ve gözlerini kapadı.
    Uyandığında bir klisedeydi . Kendini 20 ' li yaşlarında bir genç kızla evlilik yemini ederken bulmayı pek de beklemiyordu. geline dikkatle baktığında gördüğü bu güzelliğin kızlarının annesi tek aşkı Sunny olduğunu anlaması pek de geç olmadı . harikaydı mafyanın kızı güzel Sunny . kristal taşı aramaya başladığı ilk yılda bir liman kentinde tanımıştı onu . gemiden inerken tam da karşısında onu görmüştü ilk görüşte aşktı belki ama imkansız da bir aşktı tabii bu imkansız aşk 2 güzel kız çocuğuyla taçlanmıştı. sahi düğün nasıl da heyecanlıydı. Sunny nin babasının adamları gelmişti ve Albatrosa tetiği çekmişlerdi silah patladığı o an Sunny önüne geçmiş şans eseri sadece kolundan yaralanmış ve Albatros ' a da hiçbir şey olmamıştı. Albatros olayları böyle hatırlıyordu şimdi ise yaptığı tek şey Sunny i tekrar görmenin mutluluğuyla onu seyretmekti. yeminler edilmiş gelini öpebilirsiniz denmişti ve mafyanın adamları tam da o anda geldi bu sefer Sunny nin önüne geçme fırsatı olmadan Albatrosu vurmuşladı.....
    Ve Albatros şimdi 30 lu yaşlarında kızları ve karısyla piknik yapan bir adam olarak açtı gözlerini. yine ölümden dündğü bir günde . bu sefer de olaylar hatırladığı gibi olmadı ve şimdi 35 yaşında açtı gözlerini karısı kızı ölmüştü. mutsuzdu umutsuzca ölümsüzlüğü arıyordu ve Şifacı nın evindeydi. Şifacı ona kalbindeki taşı çıkarmayı tekli ettinde bunu bir bıçakla yapacağını pek tabi düşünmeliydi . ya da bunun dolandırıcı bir organ mafyası olacağını... ve yine gözlerini açtığında 40 yaşındaydı ölümsüzlüğün bulunmasına son 1 yıl kala o kadar uğraştıp arayıp işin sonuna gelecek vakit bir yılan tarafından sokulmuştu. ve şimdi gözlerini açtığında tekrar 15 yaşındaydı . babasının küçük çiftliğinde ahırın önünde Siyah İnciyle bakışıyordu.
    Albatros tekrar tekrar ölümden döndüğü günleri yaşıyordu . Shun la lanet olası çocuğu hiç takip etmemeyi o göle hiç gitmemeyi veya en azından bayıldığında göle değil de başka bir yere düşmeyi diledi. Çünkü Albatrosun bildiği çok iyi bir şey vardı yer yüzünde yasaklı alanlar vardı ve kimse onların neler yaptığını bilemezdi. Albatros şifacıyı ararken hatırladığı bir sözü hatırladı 'altın da olsa kristal de taş taştı. ama kristal e hayat veren bir su vardı . ve bir deli kuyuya taş attı ''
     
    Eostre bunu beğendi.
  15. ufkunötesi

    ufkunötesi Yeni Üye


    Katılım:
    29 Nisan 2017
    İleti:
    5
    Alınan Beğeniler:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    Cinsiyet:
    Bayan
    biraz hızlı yazdığım için çok fazla yazım hatası var ve karakter sınırını geçtim kusura bakmayın :/ 2 gün süre vardı ama ilham maalesef son yarım saatte geldi :(
     
    Eostre bunu beğendi.
  16. Eostre

    Eostre Moderatör Moderatör


    Katılım:
    25 Temmuz 2015
    İleti:
    215
    Alınan Beğeniler:
    952
    Ödül Puanları:
    630
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    öğrenci
    Şehir:
    istanbul
    Ellerinize sağlık :) hatalar güzelleştirir dert etmeyin:D5f02ecd:
    @Killua Zoldyck devamı sende! :Th 059:
     
    ufkunötesi bunu beğendi.
  17. ufkunötesi

    ufkunötesi Yeni Üye


    Katılım:
    29 Nisan 2017
    İleti:
    5
    Alınan Beğeniler:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    Cinsiyet:
    Bayan
    çok teşekürler umarım öyle olur
     

Bu Sayfayı Paylaş

Top